Üyelik Formu  |  Destek Verenler  |  Basın Odası  |  Güneş 1'den Görüntüler  |  Ziyaretçi Defteri
 
Aslında korkuların dışa vurumudur zalimlik.
Ölüm
Aslında korkuların dışa vurumudur zalimlik.


O küçük çocuğun,  karanlık geçmişinden kalan,  ürpertici bir anı aklımda saklı olan.

Aslında pek çoğundan yalnızca biri ama bana göre bu onun hayatını ve karakterini en derinden etkileyenlerden birisi.

Eğer bu gün yetişkin olarak tanıdığım bu insan bu kadar derinden ölümü hissedebiliyorsa ve bundan rahatsız olmuyorsa, bu anıların onun üzerinde bıraktığı etkilerin kuvvetinden emin olabiliriz ve bunu yadsımak hata olur.  Ve şunu söyleyebiliriz ki en az çocuğa şiddet uygulamak kadar onun gözü önünde şiddeti canlandırmakta, dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

Hatırlıyorum, bundan yıllar önceydi.  Oldukça soğuk bir sonbahar ayıydı,  Belki de aralık ayı idi. Tarihler değil, sadece şiddetin detayları aklımın derin köşelerine kazılı olan şey.

Bir gece yarısıydı.  Sıcak yatağında mışıl mışıl uyuyordu küçük çocuk.  

Sonra birinin birden onu şiddetli bir şekilde dürttüğünü hissetti “Kalk! Kalk!” diyordu ona. Annesinin sesiydi bu,  zar zor gözlerini araladı ona doğru döndü.

“Hadi kalk çabuk, bahçeye inmemiz lazım” diye fısıldadı annesi. Daha sonra ondan uzaklaştı ve odanın diğer tarafına geçti, çocuk yatağında dikildi. Etrafına bakındı,  eğilip holün sonundaki odanın penceresinden dışarı baktı, hava karanlıktı

Saat kaçtı ki acaba?  Bir hayli geç olmalıydı. Masanın üzerinde duran kol saatini alıp baktı.
Bu saat bir çocuğun uyanık olmaması gereken bir saatti.

Ne yapacaklardı ki,  bu saatte bahçede? Hiçbir anlam verememişti.

Döndü, annesine baktı. Al el acele üzerine bir şeyler giyiyordu, sonra ona doğru döndü ve “Oyalanmada orada öyle,  sende giy şu montunu hadi ” dedi.

İstemeye, istemeye yatağından indi,  mantosunu ve ayakkabılarını giydi. Ne oluyor diye soramadı annesine, çekindi. Sadece dediklerini yapıyordu o kadar.  

Daha sonra bahçe katına inmek üzere merdivenlere çıktılar.  Kapıya çıkar çıkmaz,  demir gibi keskin bir soğuk hava dalgasının,  küçücük bedenini sardığını hisset.

Binaları oldukça eskiydi ve rutubet duvarların içine işlemişti artık. Merdiven ışığı genelde yanmazdı. Çünkü evin küçük konukları fare yavruları,  binanın elektrik tesisatını kemirdikleri için, evin bazı yerlerinde elektrik yoktu.  Sadece kapının üzerideki ampul yanardı ama bu merdivenlerin gerisini aydınlatmaya yetmezdi.

Annesi ona,  kapının hemen yanında yerde duran mumları işaret ederek “Mum al birkaç tane, birde kibriti al eline ve arkamdan gel” dedi.  

O ise neye alet olduğunu bilmeden, sadece annesinin söylediklerini yapmaya devam etti ve onu takip etmeye başladı.  Huzursuzdu ve o an sadece yatağında uyuyor olmayı diliyordu.
Binanın giriş katına ulaştıklarında,  annesi o kocaman uğursuz tahta kapının önünde durdu. Ona döndü, mumlardan birini istedi yaktı ve kızına tutmasını söyleyerek,  gürültüyle kapıyı açtı.  

İçerisi kapkaranlıktı ve çok kötü kokuyordu.  Hayvan sidiği, küf ve bir miktarda alkolle karışık ağır ve kesif bir koku hakimdi.  

Zaten çoğu insana göre oturulacak bir yer bile değildi bu bina. Çünkü çok bakımsızdı, karanlıktı.  Adeta bir harabeyi andırıyordu. Kimse içeri girmek dahi istemezdi.

Kırık tahta parçalarının üzerinden atlayarak içeri girdiler.  Salondaki büyük camı,  mahalledeki munzur çocuklar kırmıştı. Camdan içeri sokak lambasının ışığı sızıyordu.  Ve salonun ortasındaki çöplüğü, belli belirsiz aydınlatıyordu.  

Karmakarışıktı her şey. Sadece eskiden kalma pis bir yatak süngeri hala beyaz kalan yerlerinden seçilebiliyordu.  Diğer şeyler simsiyahtı ve korkutucu gözüküyordu.

Çocuk merak etmişti, yakınına gitti. Çöplerin içlerinde ne olduğu belli olmayan siyah poşetlerdi bunlar. Ama yumuşaktılar,  içlerine bata çıka yürümeye çalıştı.  Üzerlerinde, sokaktan geçen serserilerin içeriye fırlattığı bira şişelerine çarpıyordu istemeden.

Kırık cama yaklaştı,  kaldırımı görüyordu.

Camdan atlasa,  sokağa inebilirdi bu yükseklikten.  Birden annesi seslendi ”Dolanma oralarda gel buraya” diye. Sonra devam etti, “Nerde sana verdiğim mum”

Elinde tuttuğu,  bitmek üzere olan mumu uzattı ona. Ufacık mumun verdiği ışıkla, kapkaranlık koridoru yararak ilerlemeye başladı anne. Çocuk hemen koşup yetişti ona.  Çok korkutucuydu orası,  arkasına dönüp salondaki çöp yığınına baktı tekrar. Acaba içlerinde ne vardı?  Belki de,  kötü yaratıklar saklanıyordu içlerinde.

Nihayet bahçeye varmışlardı. Dışarı çıktılar.  Havanın içeriden bir farkı yoktu soğuk aynı soğuktu sadece. Biraz daha nemliydi sanki.  

Anne mumu söndürdü. Kapkaranlık olmuştu, hiçbir şey görmüyordu.

Ama birazdan gözleri alışacaktı,  çünkü yağmur bulutları gökyüzünü aydınlatıyordu.  

Kafasını kaldırıp etrafa bakındı.  Uçsuz bucaksız bahçede yapayalnızdı.  Sanki hava kıpkırmızıydı.  Rüzgarın etkisiyle salınan ağaçların silueti ürkütücü gözüküyordu.  Dişleri takırdamaya başlamıştı. Hadi artık,  ne olacaksa olsa da bir an önce sıcak yatağına gidip uyusaydı.

Annesine dönüp ”Ne yapacağız biz burada şimdi?” diye sordu.  Annesi onu duymuyordu bile, kendi kendine “Dur sen ben göstereceğim onlara, benim ne olduğumu bilmiyor onlar daha” diye söyleniyordu. Ve bahçedeki kömürlüğün karşısındaki dar aralıkta duran küreği,  diğer malzemelerin arasından ayırmaya uğraşıyordu.

Çocuk,  sadece meraktan annesini takip etti.  “Ne vardı acaba İçeride?”

İçeri doğru baktı,  duvarları simsiyah olmuş,  rutubet içindeki daracık kömürlükten.

Yere yapıştırılmış küçük bir mum aydınlatıyordu içeriyi.  En köşeye, duvarın dibine sinmiş yatan dört küçük köpek yavrusu gördü.  Birbirlerine iyice sokulmuşlardı, üşüyor olmalılardı.
Derin, derin inliyorlardı, anneleri yoktu ve komşu çocuklar onları üşümesinler diye onların bahçesindeki kömürlüğe yerleştirmişti.  Ama küçük çocuğun annesi onlara çok kızgındı ve iyi bir ders vermeyi aklına koymuş gibiydi.

Sadece baktı onlara,  canlı oldukları son anı izledi sessizce. Annesi geri itti onu birden “Çekil” diyerek,   elinde kürekle beraber kömürlükten içeriye daldı.  Kürekle yavrulara birkaç defa vurdu savunmasızdılar ve hiç biri kaçamamıştı.  Oldukları yerde sersemleşmişlerdi.  Artık sadece duydukları acıdan dolayı inliyorlardı.  Bu ses anneyi daha da öfkelendirdi.  Daha sert vurmaya başladı.  Ses kesileceğine daha da kuvvetleniyordu.

Kadın yavrulardan birini diğerlerinden ayırdı. Küreğin ucunu boynuna dayadı ve bastırmaya başladı. Bir yandan da “Geber it eniği geber” diyordu.

Yavaş, yavaş hayvanın kanı kömürlüğün yerlerinde yayılmaya başladı. Alabildiğine koyu ve yoğundu. Küçük çocuk,   tepkisizce izliyordu tüm bu katliamı.  Ufacık mumun alevinde parıldıyordu akan kan.  Gözlerinin içinde,  hayvanın kafası bedeninden ayrılmak üzere idi.  Kemiğin kırıldığını duydu sanki.  Ama sadece sessizce izlemek dışında yapabileceği bir şey yoktu.  Ve içinden hiçbir tepki vermekte gelmiyordu.  

Üşüdüğünü hissediyordu o kadar. Sonra düşündü bir an. Onlarda üşüyor mudur hala ya da üşüdüklerini hissediyorlar mıdır?  

En azından, emin olduğu tek şey kısa zaman sonra bir daha hiç üşümeyecekleriydi.

Ölümün ne olduğunu çok iyi biliyordu.  

Kan ayaklarının dibine ulaşmaya başladı.  İniltilerde kesilmişti artık.  Ölüm gelmişti herhalde.

Anne, köpek yavrularını sanki doğranmış et parçalarıymış gibi, eski kırık bir tahtanın üzerine iteledi kürek yardım ile. Sonra koca tahtayı kucaklayıp çocuğuna dönerek  ”Sen o sönmüş mumla ne yapıyorsun?  At onu başka bir tane yak “

Çocuk farkında bile değildi mumun bitmiş olduğunun.  

Ceplerine doldurmuş olduğu diğer mumlardan birini,  beceriksizce yakmaya çalıştı. Annesi gene kızdı. “Çok oyalanıyorsun” dedi.   ” Mumu yak ve beni takip et.”

Uçsuz bucaksız görünen bahçenin karanlığında ilerlemeye başlarlar

Komşu bahçenin sınırına vardıklarında anne köpek,  yavrularının ölü bedenlerini diğer bahçeye savuruyordu.  

Bu andan sonra hatırladığı ise sabah mahallelerindeki çocukların camlarına atığı taşın sesi ile uyanması olur.  

Annesine bela okuduklarını ve bağırdıklarını duyar. Sadece yatağında doğrulup çocuklar ve annesinin münakaşasını dinler sessizce.

Ölüm reddedilemez bir gerçektir hayatımızda var olan.  Ama insanın kendi ellerinden gelmesi…

Kendini öldürmek bazıları için sadece ilgi çekme aracıdır.  

Öldürmek zalimlik rolü yapmak mıdır?  Aslında korkuların dışa vurumudur zalimlik.

Ya buna alet olanlar?  

Onlar sadece uç noktalar arasında sıkışıp kalırlar.

Tuba…


 YAŞAMDAN KESİTLER - TÜMÜ
18/01/2009 - Aslında korkuların dışa vurumudur zalimlik.
12/01/2009 - Ne olur, temizle benliğimi duru damlalarınla.
07/01/2009 - ANNEM
28/12/2008 - YALNIZLIĞIM VE GÜNEŞ ANNEM
28/12/2008 - Sevgisiz Çocuk
28/12/2008 - YALNIZLIĞIM VE GÜNEŞ ANNEM
10/11/2008 - Şimdi ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok…
10/11/2008 - Diğerlerinden sadece biriydi ağlayan…


Ana Sayfa   |   Hakkımıızda   |   İletişim
Site İstatistiği
 BUGUN 190  
 TOPLAM 329759  
Tasarım ve Programlama SK WEB - İçerik GKSE'e aittir. Tüm Hakları Saklıdır © 2006